Archive for Mart, 2007

Prof. Dr. Ali Erten…

Prof. Dr. Ali ErtenProf. Dr. Ali Erten

Çok sevdiğimiz hocamız, abimiz herşeyimiz bir öğrencisinin sigarasını yakabilecek kadar öğrencilerine yakın olan insan Ali Erten ve yazıları yakında www.kurtbas.com da…

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1969 yılında mezun olup, aynı fakülteye 1970 yılında asistan olarak girmiştir. 1974 – 1976 yılları arasında Zürih Üniversitesi’nde “sorumsuzluk şartları” alanında doktora çalışması yapmıştır. 1980 – 1982 yılları arasında Viyana Üniversitesi’nde araştırma programına katılan Erten, 1990 – 1991 yıllarında da yabancı öğretim üyesi sıfatıyla Almanya - Passau Üniversitesi’nde dersler vermiştir. Halen Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 1970 – 2007 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi dışında Galatasaray, Bilkent, Eskişehir ve Doğu Akdeniz Üniversiteleri’nde de öğretim üyesi olarak ders vermiştir. Çok iyi derecede Almanca ve İngilizce bilen Erten’in “Sorumsuzluk Şartları”, “Bina ve İnşa Eseri Sahibinin Sorumluluğu”, “Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı”, “Gayrimenkul Sertifikaları”, “Yapı Zararlarından Doğan Sorumluluk”, “Ticari İşletme Rehni” adlı yayınlanmış eserleri bulunmaktadır.

Ali Hoca anlatılmaz yaşanır!!!

Aslan Atilla Kurtbaş

Tsk Medya Raporu Aslında Mesele Daha Derin…

Tsk nın medya raporu hakkında söylenmesi gereken yada normal bir açıdan bakıldığın söylenecek olan bir hukukçu gözüyle “evet bu tür bir değerlendirme basın özgürlüğüne yada haber alma özgürlüğüne aykırıdır veya sıkıntılar getirir” diyebiliriz.

Fakat bu açıdan değilde olayı biraz daha derin düşünürsek bu ülkede basın özgürlüğünün olması gerektiğini savundugumız bir ülkede Danıştay üyeleri verdikleri hukuki bir karar için öldürüldü; Neden çünkü basın özgürlüğü kisvesi altında hedef gösterildikleri için. Şimdi bu durumda yüksek yargı organlarının hakimlerinin öldürülmesine ne cevap verecekler merak ediyorum basın özgürlügüne aykırımı yoksa değilmi diye tartışan kesimler. Bizim ülkemizde “bence” basın özgürlüğü olması için rejim tehdidinin ortadan kalkması gerekir.
Diyoruz ki “demokratik bir ülkeyiz” . Tamam anayasada yazdığı şekilde demokratik bir hukuk devletiyiz ancak bundan 1 gün önce kadınlar günü hakkında yapılan tartışmalarda kadınların ezilmesinden erkeklerin üste çıkmasından bahsederek demokrasinin olması gerektiğine dem vuruyoruz. Öncelikle biz kendi aramızda insanlar birbirlerine saygı duydukları muddetçe fikirlerini desteklemeselerde karşı çıksalarda karşısındaki insana saygı gösterdikçe demokrasinin tohumları atılmış olur. Ardından bu insanların oluşturdukları topluluklar cemaatler yada içlerinden çıkartacakları siyasetçiler demokratik olmak zorunda kalacaklar. Bunun ardından ülkeyi yönetenler yönetilenlere karşı demoktatik davranmış olacaklar yada olmak zorunda kalacaklar. Bunların akabinde TSK ne ülke içi karışıklıklarla uğraşacak nede siyasetçilerle onlarda ister istemez DEMOKTATİK OLAN BİR TOPLUMDA DEMOKTATİK davranacaklar yada davranmak zorunda kalacaklar.

Bizim basın özgürlüğü diye nitelendirmeye çalıştığımız şeyin altında aslında demokratik bir toplumda olması gereken fakat olmadıgı için rahatsızlık yaratan olgular var.

Ancak şu koşullar altında yani hepimizin bildiği ülke içindeki rahatsiz edici ortam yüzünden bizim yaşayanların, siyasetcilerin bukadar çok kutuplaşması yüzünden bir türlü bir araya gelemediğimiz için kendi kendimize uyum sağlayamadığımız için TSK’nın bu tür uygulamalarını yadırgama pek yersiz olacak. Biz kendimize bakarsak yanlışı daha net görebiliriz.

Aslan Atilla Kurtbaş

Cumhurbaşkanlığı…


Son birkaç aydır Türkiye’nin gündemini fazlasıyla ve hakkıyla meşgul eden en önemli konu Cumhurbaşkanlığı seçimi. Seçim yapılana kadar da bu önemini gün geçtikçe arttıracak ve bir okdarda sancılı geçecek bir süreç önümüzde bizleri, Türkiye’yi bekliyor. Bu konu hakkında herkesin söyleyecek sözleri vardır mutlaka benim olduğu gibi ancak ben azda olsa bu konu hakkında hukuki bilgilere dayanarak bu kurumun önemini biraz belirtmek istiyorum…

Öncelikle Cumhurbaşkanlıgı adaylığına gerekli koşullara sahip olan her Türk vatandaşı gösterilebilir. Bu konu hakkında yersiz yere yapılan tartışmaları göz ardı etmek istiyorum. Özelliklede Cumhurbaşkanlıgının kuvvetli adaylarından bir olabilecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında bu tip görüşler ve fikirler oldukça yaygın. Ancak kendisinin gerekli koşulları yerine getirmesi durumunda aday olmaması için herhangi bir sebep yada engel bulunmuyor…

Cumhurbaşkanı bilindiği üzere TBMM den gelen kanunların son olarak gözden geçirilen ve onaylanıp onaylanmayacagına yani yürürlüğe girip girmeyeceğine karar verilen merci. Bu özelliği tekbaşına onu Türkiye’nin en önemli makamı yapması için yeterli bir özellik. Tabiki bu özellik onaylamama konusunda mutlak bir yetki vermiyor Cumhurbaşkanına. Burada önemli olan nokta Cumhurbaşkanı önüne gelen bir yasayı onaylarsa belilrtilen tarihte yürürlüğe girer ve hüküm ve sonuç doğurmaya başlar. Ancak aksi bir durum sözkonusu olursa yani Cumhurbaşkanı önüne gelen bir yasayı onaylamaz ve meclise geri gönderirse meclis bu yasa hakkında ısrar ederek hiçbir değişiklik yapmadan tekrar geri gönderdiğinde Cumhurbaşkanının bu yasayı onaylamama gibi bir özgürlüğü bulunmamaktadır. Burada Cumhurbaşkanının bu özelliği sayesinde çıkarılan yani bizlere, vatandaşlara karşı uygulanacak olan kanunların tekrar gözden geçirilmesinin sağlanması ve daha verimli kanunların çıkarılması için oldukça yararlı bir durum teşkil eder. Kısacası Cumhurbaşkanı hükümete, meclise yani bizlerin bizi yönetmek için seçtiğimiz kişilere tekrar düşünme fırsatı tanıması yada tekrar düşünün! demesi çok ama çok önemlidir.Buraya kadar olanlar gayet normal ve olması gereken şekilde işlediği taktirde çok güzelce tasarlanmış bir yöntem olarak gözeçarpıyor….

Fakat şimdi bir başka şekilde bakalım bu olaya. Bir düşünün TBMM’den gelen bütün yasaların hemen onaylanarak yürürlüğe girdiğini. Yani hiç meclise, bu yasa hakkında tekrar düşünün denilmeden! yada burada bir hata var bunu düzeltin denmeden geri gönderilmediğini. Aslında bakarsanız çok hızlı işleyen bir bürokrasi olur diyebiliriz. Fakar TBMM den gelen yasanın biz vatandaşlara uygulandıgını ve bu yasaların bizim yaşama şeklimizi belirlediğini hesaba katarsak bir 2. hatta bir 3. denetimin mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum. Meclis içindeki seçilmiş insanlarla aynı düşünce yapısına sahip onlarla beraber siyasete atılmış onlarla beraber siyaset yapmış bir insanın, sizce aynı ideoloji ve düşünce yapısına sahip insanların gönderdileri yasaları onaylaması kuvvetle muhtemel bir ihtimal değilmidir. Geçmiste sayın ÖZAL’ın yaptıkları gibi. Bana soracak olursanın kuvvetle muhtemel değil kesin bir gerçekliktir bu!!! Bunun için çok önemli ve çok ama çok titizlikle koltugunda oturulması gerekn bir makam…

Bir başka durum ise Devlet Denetleme Kurulu(DDK). Devlet Denetleme Kurulu denilen organ Cumhurbaşkanlıgına bağlı olan ve kendi kendine harekete geçmeyen Cumhurbaşkanının harekete geçirdiği bir kurumdur. Bu kurum vasıtasyla Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü kamu kurum ve kurluşlarında inceleme başlatarak bir eksiklik yada bir yanlışlık varsa düzeltilmesini sağlar. Örnek olarak bir kamu kurumunda yolsuzluk yapılıyorsa yada bir kamu kurumunda kanunen olmaması gereken şeyler oluyor gerekli kılık kıyafet yönetmeliğine uyulmuyor yada gerektiği gibi görevler icra edilmiyorsa… Tespit edilenler dorultusunda Cumhurbaşkanı gerekenin 45 gün içinde yapılması için kararını Başbakanlığa gönderir.Cumhurbaşkanının kararı bağlayıcıdır. Aslına bakarsanız DDK Cumhurbaşkanının devlet kurumları üzerindeki önemli kontrol organlarından biridir.Anlaşılacağı üzere DDK çok önemli ve stratejik kurumlarımızdan birisidir…

Tekrar birbaşka açıdan bakalım olaya. Bir düşünelim TBMM tarafından seçilen yani kendini seçen insanların düşüncelerini, görüşlerini paylaşan ve bu kişilerden kimisinin bakan (Türkiye idaresindeki en yüksek hiyerarşik idari amirler) oldugu ve bu kişilere bağlı olan devlet kurumlarının olduğunu, aynı zamanda bu kişler arasında hükümetin başı sıfatıyla Devlet Denetleme Kurulu’nun raporu üzerine Cumhurbaşkanının Başbakana gereğinin yapılmasını isteyeceği bir Başbakan oldugunu düşünelim. Sizce hangi Cumhurbaşkanın kendi partisinin kabinesindeki bakanlığa yada bakanlık kurumlarına yönelik bir inceleme başlatır yada hangi Başbakana gereğini yap der????

Benim burda dile getirmek istediğim sadece kendi içime yaşadığım kaygılar yada kafamdan uydurdugum olayar değil aksine olması kuvvetle muhtemel olaylar olarak gördüğüm olaylardır.Nacizhane düşüncelerimdir…

Siz Ne Düşünüyorsunuz?

Halk seçseydi birşey değişirmiydi?

Sizce bu kişi şimdiki Başbakan olursa ne olur?

Süleyman Demirel’in bir sözü var “Cumhurbaşkanlığı makamı hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının red edemeyeceği bir tekliftir”.

Aslan Atilla Kurtbaş

Saygı, itibar, Torpil ?

İnsanların varoluş amacları insandan insana göre değişiklik göstersede insani değerlerin (saygı gösterme, tevazu gibi) genel geçer olması gerektiği bize felsefe dersinde öğretiliyor. Tabi insanların neleri öğrenip öğrenemeyecekleri kendi KAPASİTEleriyle alakalı olsa gerek.

Meşhur olan insanlar, biryerlere gelmiş insanların güzel özellikleri vardır bu güzel özellikleriyle birlikte anılırlar hatta bu özellikleri sayesinde çevrelerindeki insanlardan saygı, sadakat ve hürmet gördüklerini söylemek yanlış olmasa gerek. Bir örnek göstermek grekekirse Abraham Lincoln, Churchil, Arzu ALİBABA gibi insanlar başkanlık saraylarındaki ve çalışma ofislerindeki kişlerin isimlerini bilmeleri ve onlara hitab ederken kendi ismlerini kullanmalarıdır. Tabiki sadece muhatap oldukları kişlerin değil çevrelerinde olan insanların isimlerini bildiklerini söylemeliyim. Lincoln Beyaz Saray bahçıvanının dahi ismiyle hitab ederek çağırmıştır. Churchil ise kendisine Başkanlık Sarayının kapısını açan “kapıcı” diye nitelendirdiğimiz kişinin halini hatırını bir ihtiyacının olup olmadığını sorarken kendi ismini kullanmıştır. Bu ve bunun gibi insanlar çevresindeki insanlara saygı göstererek saygınlık ve sadakat görmüşlerdir. Onların birtakım eksikliklerini yada onların özürlerini dillerine dolayarak değil. Onlara kendi bulundukları konumdan değilde kendi içilerinde oldukları konumlardan durumlardan hitab etmeye çalışmışlardır. Onlarla dalga geçerek değil onları anlamaya çalışarak onlarla birlikte ÇALIŞMIŞLARDIR.

bu ünlü kişlikler kendi içlerinde bulundukları konum sayesinde elde ettikleri imtiyazları TORPİL olarak değilde insanların hayatlarını kolaylaştırmak yada karşısındaki kişinin elinde olmayan bir imkanı ona sağlayarak kullanmışlar ve bu imkanları TORPİL olarak adlandırmamışlardır.

Asıl önemli olan soru yada milyon dolarlık soru diye nitelendirebileceğimiz bir soru var karşımızda: Acaba bu insanlar doğuştan ünlü, tanınmış, nüfuzlu oldukları içinmi acaba bu konumlara gelmeyi başarmışlar ve etraflarındaki insanlardan saygı görmüşlerdir ? Yoksa insanlara nasıl davranılması gerektiği konusunda kendilerini geliştirerek insanları kordine etme sanatını geliştirerek kendilerine saygınlık mı kazanmışlardır?

Öncedende belirttiğim gibi bu tür davranışları geliştirmek insanların hayata bakışları ve algı yetenekleriyle alakalı olsa gerek diye düşünüyorum….

Bazı insanlar vardır gösterdikleri incelik ve tevazu herzaman saygı getirir kendilerine….

Aslan Atilla Kurtbaş

Yılın ilk ay tutulması

Yılın ilk Ay Tutulması cumartesi gecesi Yılın ilk ay tutulması 3 Mart Cumartesi gecesi yaşanacak. Tutulma cumartesi gecesi saat 23.30′da başlayacak ve 03.12′de son bulacak.

Ankara Üniversitesi Rasathanesi Müdürü Berahitdin Albayrak yaptığı açıklamada, tam tutulma olarak izlenecek gök olayının Türkiye’nin bütününden görülebileceğini bildirdi.

Güneş tutulmasının aksine ay tutulmalarını herhangi bir gözlem aracı olmaksızın çıplak gözle izlenebileceğini belirten Albayrak, Türkiye’de izlenebilecek olan bir sonraki Tam ay tutulmasının 15 Haziran 2011′de gerçekleşeceğini ifade etti.


Google Arama

Google

Resim ve Video Galerisi


Kapat
E-posta ile paylaş